10 Ağustos 2019 Cumartesi

Kayboluş....

Yaş ilerledikçe, yaşama hayata dair isteklerini tamamladıkça, doğal akış kuşatıyor seni. Üstesinden geldiğin, gelemediğin tüm zorlukların seni bir üst mücadele sahasına ulaştırdığı oyunun farkına varıyorsun.

Süreç zor.
Yaşamaya ilişkin mücadele edilen her şey, her zaman ve hep büyük.
Koyvermek ne mümkün!..
Uykusuz kalınan geceler.
Bütün dertleri bittiği bir gece var. Ama bir türlü sabah olmuyor.
Zamanını, demini bekliyor güneş.
Kurulmuş kader saatine müdahale edemeyeceğini öğreniyorsun.
Kaderin saatini değiştiremiyorsun.

Ama "değiştiremeyeceğimiz"lerin verdiği keder, "değiştirebileceğimiz"leri görmemizi engelliyor.

Ufak mahallenin dar sokakları, her zaman o büyük şehrin meydanlarına çıkıyor aslında.
Meydana varmak için çabalarken, kayboluyorsun.
Aslında kendine, yüreğine inansan, meydan oracıkta senin için.

Unutma, kayboluş kader değil.

Bu makale, 30.07.2019 tarihinde https://www.meridyenhaber.com/kaybolus-makale,44826.html linkinde yayınlanmıştır.

22 Mayıs 2019 Çarşamba

Acı Bir Adım Ötede Belki…

Ani bir fren sesi!.. Sokaktaki herkes, sese yöneldik.
Bir araba ve arabanın altına girmiş bir motor, yanında 13-14 yaşında bir çocuk.
Şoför panik halde, araçtan inip çocuğu arabanın altından çekip çıkarttıktan sonra o şokla vurmaya başlıyor.
Etraftakiler, yetiştik. Çocuğu aldık elinden.

Çocuk acısını, yaşadığı şoku bir yana bırakmış feryat ediyor; “babama nasıl söylerim” diye…

Bahar, ardından yaz geliyor. Bu çığlıklar çokça saracak sokakları, caddeleri.

Evdeki motorun anahtarına sahip çıkamayıp üstüne üstlük küçücük çocuklarımızı “trafik”, “tehlike”, “kaza” gibi kavramlarla tanıştırmadıkça, duyacağımız bu çığlıklardan birinin kendi evladımızın sesi olması işten bile değil.

Görev biz ebeveynlerde.
Lamı cimi yok, ocağımıza ateş düşmemesi için önce tedbir, sonra tevekkül edeceğiz.

Bu makale, 20.05.2019 tarihinde https://www.meridyenhaber.com/aci-bir-adim-otede-belki-makale,44762.html linkinde yayınlanmıştır.

Kredi Kartıyla Sevdiğimize Ulaşmak…

Açın ajandanızı, bir kontrol edin; ne çok gün var!..
Anneler, Babalar, Sevgililer, Öğretmenler Günü…
Say, say bitmiyor.
Bir tanesini daha geçtiğimiz gün geride bıraktık, Anneler Gününden sonra sıra Babalar Gününde.

Özel anlamlar atfedip, diğer günlerin sıradanlığından kurtulmaya çabalarken, tuzağa düşüveriyoruz.
Tüketimin alabildiğine tahrik edildiği, illa bir hediye almadan es geçilemeyen bu özel (!) günler, başımıza sardığımız gereksiz ve tehlikeli dertlerden biri.
Medya ve reklamlar aracılığıyla belleklerimize kazınan bu özel günlerin bir tek amacı var, daha çok tüketmek.

Bugünler için POS cihazlarına sokulan kredi kartlarımızdan çekilen paralar ile annemize, babamıza, sevgilimize ulaşmaya çalışırken, aslında şirketlerin bizim cüzdanımıza ulaştığını fark edebiliyor muyuz?

Yetmez, illa bu özel günler için sosyal medya hesaplarımızda da paylaşımlar yapmak gerek.
Hepimiz annemize, babamıza, öğretmenimize, sevgilimize ne kadar da düşkünmüşüz…

AVM’lere doluşur, kredi kartlarımızın limitleri zorlanır, kimin günüyse birkaç kare çekilir, çabucak sosyal medya hesabımıza gönderilir, üzerine de en duygulu sözler, kalpler, böcekler yazılır.

İşlem tamam!

Sahi, biz böyle miyiz?

Bu makale, 15.05.2019 tarihinde https://www.meridyenhaber.com/kredi-kartiyla-sevdigimize-ulasmak-makale,44751.html linkinde yayınlanmıştır.

12 Nisan 2019 Cuma

Seçimin Kaybedeni Belli Oldu

Yaşamımın görünür kısımlarında politikaya hiç yer vermedim. Bu nedenle kimseyi politik görüşü nedeniyle eleştirmedim, çatışmadım.
Oysa ki, elbette dünya görüşüm ekseninde bir politik düşüncem, tercihim var.
Ama politikanın yaşamın kalitesine etki eden bir araç olarak görmek; sözümle, kavgamla değil, oyumla tepkimi ortaya koymayı öğretti bana.

Bugünlerde hala “31 Mart” sürecinin karmaşasını yaşıyoruz.
Seçim öncesi toplumda oluşan kutuplaşmalar, sataşmalar, kavgalar hala devam ediyor ve bundan hepimiz yıldık.
Çığırından çıkmış bir süreci yaşıyoruz, öyle ki; politik mücadelenin çeperi artık politikacı eşlerine geldi dayandı.

İstanbul’u yönetmeye talip iki adayın eşlerinin dış görüntülerini sosyal medyada paylaşarak politik kavga verdiğini zannedenlerin, iki eş üzerinden uygarlık/laiklik/gericilik belirlemesi yapanların aslında ne denli zavallı ve insanlıktan nasipsiz olduklarını hepimiz görüyoruz.

Semiha Yıldırım üzerinden politik mücadele yapanlar!
Seçimler kazanılır, kaybedilir.
Ama bilin ki, her durumda kaybeden sizler oldunuz.

Bu makale, 07.04.2019 tarihinde https://www.meridyenhaber.com/secimin-kaybedeni-belli-oldu-makale,44688.html linkinde yayınlanmıştır.

2 Nisan 2019 Salı

Birbirimizden Sorulacağız

Bugün 2 Nisan.
Takvim yapraklarından biri, çoğumuz için sıradan bir gün…

Ama bugün Otizm Farkındalık Günü.
Çoğumuzun mahallesinde, semtinde olan, ama varlıklarından haberdar olmadığımız, olsak da görmezden gelmeyi tercih ettiğimiz insanları fark etme günü.

Otizm, beyin gelişimine ilişkin zihinsel bir bozukluk.
Nedeni, tedavisi konusunda kesin bilgilerin olmadığı, otistik kişi ve yakınları için uzun soluklu bir maraton.

Bu maraton bu aileler için yalnız koşulan bir süreç.
Görmezden geliyoruz, yok sayıyoruz.
Onları fark etmek için “damdan düşmeyi” bekliyoruz.

Daha dün, engelli bir yavrumuzun yaşadığı yerdeydim.
Bana sarılışındaki sevgiyi, gözlerindeki “beni farkedin” çığlığını tanımlayacak sözcüklerim yok maalesef.

Göreceğiz, farkedeceğiz ve otizmli insanlarımız için mavi ışığı yakacağız.
Mecburuz, çünkü birbirimizden sorulacağız…

26 Mart 2019 Salı

Trol, "Elden Ele"ciler ve Ahlâk

Geçenlerde önüme bir paylaşım düştü sosyal medyada.Muhtarlığa aday olan bir kadının seçim afişinin olduğu bir paylaşım...
Afişin üzerinde muhtar adayı olan kadının fotoğrafı ve zihinde amiyane çağrışımlar uyandıracak slogan vardı.
Bu afişi paylaşan bir sosyal medya sakini, o slogandan yola çıkarak acımasızca eleştiri getirmiş...
Bu afişin olduğu ve çoğu alaycı eleştirileri içeren çok sayıda paylaşıma da rastgeldim sonrasında.

Meraklandım; bir kadın, hele ki siyaset yapacaksa, aday olmuşsa, seçim afişinde kullanacağı sloganlı seçerken daha dikkatli olmak yerine, buna nasıl sebebiyet verir, böyle bir sloganı niye kullanır?
Açıkçası hiç olası görmüyordum bunu.

Muhtar adayı kadını buldum sosyal medyada.
Mesaj attım, “bu afiş size mi ait, o slogan var mı gerçekten” diye sordum.
Yanılmamışım, o afiş gerçek, ama üzerine o amiyane çağrışımlar yapan slogan birileri tarafından eklenmiş, sosyal medyada dolaşıma sunulmuş.
Muhtar adayı çok dertli, savcılığa şikâyet etmiş, ama nafile, habire dolaşıp duruyormuş, üzerinde oynanmış olan seçim afişi.

Konu aydınlandı.
Sosyal medya jargonuyla “trol”lemeye yönelik bir işmiş.
Trollemek hafif kaldı, muhtar adayı kadının tesettürlü olduğu da dikkate alınırsa, bayağı bayağı dezenformasyona yönelik bir çalışma olmuş.

Peki bunu yapanın amacı neydi?
Bir kadına, bir anneye, bir insanın değerlerine bu şekilde, acımasızca iftira atılabilir?

Bu afişteki sloganla oynayıp sosyal medyada dolaşıma sunan acımasız bir yana, bu paylaşımı, doğruluğunu araştırmadan elden ele uzatanlara ne demeli?..
Hele elden ele uzatanların çoğunun kadın olmasının utancı da cabası.

Bu “elden ele”cilerin, iyi bir amaç uğruna yola çıkmış bir kadın üzerinden, egolarını tatmin etmeye çalışan zavallılar olduğunu da not etmek gerek.

Belki de asıl not edilmesi gereken, sosyal medyada bize ulaşan her bilginin doğruluğundan bir kez olsun kuşku duymak.
Akıl bunu gerektirmez mi?
Ve bunun için yapılacak belli, kafamızı sanal alemden çıkarıp acilen oksijen almamız gerekiyor.

Ve unutmadan, yaşadığı mahalleye hizmet için yola çıkmış Mine Yiğit isimli bu cesur kadına seçimde başarılar diliyorum.
Mahallesinde olsaydım, oyum onundu.

16 Şubat 2019 Cumartesi

Doğanın Ritmi

90’lı yıllardan biri. Nisan başları olmalı. Ramazan başlayalı birkaç gün olmuş. Midenin ve gözün aç olduğu günler. Alışverişteyiz annemle, semt pazarında.

Küçük poşetlerde taze yeşil biberler var tezgahın üzerinde.
Annemi çekiştirip “alalım anne, lütfen” diye ısrar ediyorum.
Annemin tepkisi net; “yenmez onlar, safra yapar, daha mevsimi değil…" 

Bu yıl, Şubat…
Marketleri, pazarları dolaşıyorum.
Domates, biber, patlıcan, kabak, taze fasulye, bütün yaz sebzeleri raflarda, tezgahlarda.
Tabii hepsi sera ürünü ve bol şekilde hormondan nasibini almış.
Ve fiyatlarından yakınıp duruyoruz bu sebzelerin; “domates pahalı, patlıcan pahalı, yok tanzim satışları…” 

Neden yaz sebzelerini, her mevsim ister olduk?
Neden “zamanında, yerinde” gibi kavramları bu denli hızlı kaybettik?

Parası, pahalılığı bir yana, grip olur gibi kanser olmaya başladık.
Midelerimiz doysa da, gözümüzü doyuramadık, farkında değil miyiz?

Kendinizden vazgeçin, peki...
Ama lütfen çocuklarımıza sebzeyi, meyveyi doğanın o muhteşem ritminde sunalım.