27 Ekim 2018 Cumartesi

Gofret

Küçük oğlumun whatsapp'tan gönderdiği bir fotoğrafın, bu yazıyı yazmama neden olacağını bilmiyordum.
Elinde yavru bir kediyle duruyordu fotoğrafta. Yalvaran gözlerinin altına; "annesi atmış ne olur alalım" yazmış.

Küçüktü. Minicik bir şeydi.
Erkek bir yavrumuz olmuştu.
Zeus koyduk adını.
Ertesi gün zorunlu olarak petshop ziyareti.
Tasmasından kumuna, gerekenleri yüklendik geldik.

Eve dönerken bir yandan evde minicik bir canın beklediğini bilmek, diğer yandan tuvalet eğitimini nasıl vereceğimizi kara kara düşünmek...
İki gün zorlandık, kumuyla tanışmasını sağlayana dek.
Gönlüm rahattı.
Onun benden intikam alacağı güne kadar!.. 


Yemekte sıkıntımız yoktu, her şeyi yiyordu Özellikle elimden yoğurt yalamaya bayılıyordu. Zeytinyağlı kabak yemeğini yerken görseniz, sanki kaz ciğeri yiyordu...

Zeus evimizin bir ferdi, parçamız olmuştu.
Oyunları, ayaklarımıza atlayışı, minik ısırışları...
Sanki yıllardır onunla yaşıyorduk.

Yakınlarımızın Zeus ziyaretleri.
Her gelen, gören bırakmak istemiyor.
Onlardan biri severken, "aaa sen ne güzel bir kızsın" diye sevince, şaşırdık hepimiz. Meğer erkek zannettiğimiz Zeus, dişiymiş.
Söz aramızda, ben gizliden gizliye sevindim, iki erkek annesi iken bir kızım oldu diye.
Ama Zeus değişmeli. Erkek ismi.
Yine evde yoğun tartışmalar, ismi ne olsun.
Karar kıldık ailece, Gofret.

Henüz bebek Gofret.
Hastalandı doğal olarak, hapşırmalar, durgunlaşmalar...
İstikamet veteriner ablası.
Muayene, ilaçları alındı, tırnakları kesildi.
Biraz huysuzlanınca, veteriner ablası "dur oğlum, acımayacak" diye sevince,...
"Oğlum?!! Nasıl yani?!! 

Hızla iyileşti mavişim.
İyileştikçe de, yaramazlıkları arttı.
Israrla yatağıma çıkmak, benimle uyumak istiyor.
Ben de reddediyorum. Reddettikçe, ısrarın dozu artıyor. Kesin kararlıyım, yatakta uyumayacak.
O günlerde yatak odasından gelen kokuyu alınca anladım durumu.
Temizledim yatağın köşesindeki eserini. İyi de bir azar da yanında tabi.
Bir gün sonra aynı koku yine. Aynı yerde, aynı kabahat. Bu sefer üzerine peçete bile örtmüş.
Bilene danıştım, onu yatağıma almadığım için benden intikam aldığını dedi.
Yani minicik can, yatağa gelmek için benimle savaşa tutuşmuş.
Ben de "hodri meydan"  dedim, umutsuzca.

Kazanan mı?
Gofret oldu tabi ki...
O gün şekerleme yaparken, usulca çıktı yatağa. Yanıma kıvrıldı. Bir saat onunla yattık.

O gün garipti Gofret.
Çok hareketli. İki kez çayı devirip haşlanmaktan son anda kurtuldu.
hep ayaklarımın altında. Oradan oraya koşturmaca...
O gün, akşamüstü oğlum geldi okuldan.
Gofret için kudurma zamanı.
"Nihayet" dedim, onunla uğraşır, peşimi bırakır...

Bir kaç dakika sonra.
Ev inliyor oğlumun feryadıyla; anneeeee yetiş, Gofret ölüyor!..."

21 Ekim 2018 Pazar

biz söylersek, çok şey değişir...

Günün rutinlerinden sabah, market ziyareti.
Evime en yakın olanı tercih ediyorum.
En yakındaki de, Şok Market’in Bursa’nın Yıldırım ilçesindeki Mollaarap şubesi.

Alışverişimi tamamlamak üzereyken, adamın biri kucağında ekmeklerle markete girdi. Ekmek reyonuna yöneldi ve kucağındaki ekmekleri çıplak elleriyle rafa dizmeye başladı.

Eh organik gıda üreten biri, hele bir kadın olarak, daha önemlisi ailesine her gün tertemiz, helâl yemek yapan biri olarak, bu gördüğüme kayıtsız kalmam mümkün değildi.

Adama yönelip “neden ekmeklere çıplak elle dokunuyorsunuz” demeye kalmadan, ekmek sepetini görünce, adamın Şok Market’in o şubesine her gün ekmek dağıtımı yapan fırıncı olduğunu anladım. Kucağında taşıdığı ekmeklerin değdiği kıyafetindeki mikroplar, çıplak elleriyle bütün ekmeklere dokunarak ortaya saçtığı bakterileri hayal etmek istemedim.

Kasaya yöneldim, durumu anlattım. Aldığım yanıt daha da beterdi; “Biz çok uyardık, ama fırıncı bizi dikkate almıyor. Üstlerimize de bildirdik, ama değişen bir şey olmadı…” 

Sessizce çıktım.
Yapacağım belli, durumu, personelinin uyarısını dikkate almayan üst yönetimin kulağına üflemek…
Üflemenin yolu da belli ve etkili; açarım twitter’ı, firmayı etiketler, yaşadığımı anlatırım.
Nitekim öyle de yaptım.
24 saat geçmedi.
Mesaj kutuma, Şok Market’in hesabından iletişim numaramı isteyen bir mesaj düştü.
Yazdım numaramı, ardından müşteri hizmetlerinden arandım, durumu anlattım, kapattık.
Aferin bir…

1 saat geçmedi.
Bu kez arayan Bursa-Yalova Bölge Sorumlusu.
Konuyla yakından ilgilendiklerini anlattı, konuyu ilettiğim için teşekkür etti güzelce.
Aferin iki…

Birkaç saat geçti.
Aynı kişi.
Markete ekmek aldıkları fırınla toplantı yaptıklarını, ekmek teslimatı hijyene uygun yapmaları konusunda uyardıklarını, ama fırının yanaşmadığını ve bu fırınla sözleşmelerini feshettiklerini anlattı.
Aferin üç…

Gerçi kuşkuluydum, firmalar böyle yakınan müşterilerini arayıp güzel sözlerle sakinleştirirler, ama ardı gelmez diye.
Ertesi sabah aynı markete gittim.
O fırının ekmekleri rafta yoktu.
Yıldızlı aferin…
Yıldızlı teşekkür Şok Market...

İşte size; “aman ben söylesem ne değişir ki” cümlesinin anlamını yitirdiği bir yaşanmışlık… 


14 Ekim 2018 Pazar

Şalter Protokolü…

Evimin hemen yanında bir okul var. Okuldaki çocukların cıvıltısı, neşesini her daim evimden dinler, yaşama olan umudum yeşerir.

Teneffüs zilinin çaldığını duyduğumda, “kendi oğlum da okulunda, şimdi teneffüse çıktı” diye düşünür, evimin yanındaki okulun her ziliyle anneliğimi tekrar tekrar yaşarım.

Ama ortada yaramazlık yapan bir şalter var ki, sormayın.
Haftasonları, sabahın erkeninde, 07:15’de; “iyi dersler sevgili öğrenciler” anonsu, boş okulun bahçesinde ve tabi evimin içinde yankılanmaya başlayınca, evimin yanındaki okul bir anda bir canavara dönüşüyor.

Bütün hafta yoğun şekilde çalışıp haftasonunun rahatlığını ve telaşsızlığı yaşamayı hayal ederken, sabah başlayıp akşama kadar süren zil sesleri ile tüm hayallerimden uzaklaşıyorum.

“Elbet bir çaresi vardır” dedim ve ilçemizin eğitim müdürlüğünün telefonunu çevirdim. “Tatilde olan okulun zilleri neden çalar, yok mu bir çaresi” demeye kalmadan, bir hengâme başladı; “yok efendim, ben şikâyet başvurusunu ya mail yoluyla ve yahut şahsen yapacakmışım, müdürlük müfettiş görevlendireceklermiş, müfettiş raporuna göre işlem yapılacakmış, mış, mış…” 

Yahu bir durun, altı üstü okula bir telefon açıp, “Cuma günü çıkarken zilin şalterini indirmeyi unutmayın” deseniz yeterli” dedim. Dedim, ama karşımdaki bana buranın Türkiye olduğunu anımsatıverdi; “dilekçe, müfettiş…” 

Hakkını yemeyeyim, bir de tüyo verdi, bütün bu işlerle uğraşmak istemezsem, okula gidip müdürle bizzat görüşmeliymişim…

Ne diyelim, ülkemizin enerjisini bir şalter protokolü ile harcamasak ne iyi olacaktı…

Elif Yakar Göksu yazdı: “Kayan Ahlak”

Geçen sosyal medyada bir fotoğraf dikkatimi çekti; bir kadın arabadan aşağı sarkmış, çantası, öteberisi etrafa saçılmış… Bir kaza haberi mi diye inceledim. Gördüm ki, kurgulanmış bir görsel.

Biraz araştırdım. Yeni yayılan bir sosyal medya akımı imiş; adı “falling stars” yani “kayan yıldız” demekmiş.

Kadınlar yere kapaklanmış şekilde yere uzanıyor, gözlüğünü, çantasını, telefonunu etrafa saçılmış gibi yapıp poz veriyor ve bu halini fotoğraflıyor. Her akım gibi önce adına yıldız dediğimiz ünlüler başlatmış, yıldız olmayanlarımız da, bunun peşinden koşmaya başlamışlar.

Gezindim, durdum, henüz bu yeni modaya uyup da kaymaya çalışan (!) erkek sosyal medya kullanıcısı fotoğrafına rastlamadım. Anlaşılan sadece biz kadınlara özgü bu yeni saçmalık… Ve anlaşılan bu kayan yıldızcıklarımızın eşleri, babaları, kardeşleri, evlatları bu durumdan hayli memnun.

Üstelik sandığımdan da yaygınmış meğer bu yeni moda!
Bu yıldız kaydırmaca oyununu bir arkadaşıma anlattım dert yanarak; “merak etme, bizim şehrimize de gelmiş bu iş”deyiverdi. Geçenlerde Bursa’nın meşhur Heykel Meydanı’nda bir kızı görmüş böyle yere yatmış, sere serpe, dağılmış. Bu modadan haberi olmayan arkadaşım, kıza bir şey oldu diyerek yardıma kalkınca anlamış kızcağızın kaymaya hazırlanan bir yıldız olduğunu.

Yine sosyal medyada bir arkadaşım, küçücük kızının hastanedeki resmini paylaşmış, altına da, “duanızı bekliyoruz, endişeliyiz” deyivermiş. İnsanın küçücük bir kız çocuğunun hastane odasındaki resmini, sosyal medyada paylaşmasının şaşkınlığını ve üzüntüsünü yaşarken, ardından gelen bu kayan yıldız saçmalığı, deyim yerindeyse dumura yol açtı.

Sosyal medyada görünür olmak uğruna “anne”, “kadın” gibi onurun, ahlâkın simgesi bir varlığın kendisini bu noktaya kadar getirmiş olması üzüntü duymayı, acıma duygusunu çoktan geçti.

Şimdi kahrolmak zamanıdır…

Bu makale, 28.09.2018 tarihinde https://bursamedya.net/elif-yakar-goksu-yazdi-kayan-ahlak/ linkinde yayınlanmıştır.

Elif Yakar Göksu yazdı: “Kitabım Nerede?..”

Okul zili çalalı bir hafta oldu.
Alışverişiyle, ilk gün heyecanıyla ve tabi trafik keşmekeşiyle bu hafta nasıl geçti, hiç anlamadım.

Kolay değil, tam 17,319,433 öğrencimiz okullarının yolunu tuttu. Neredeyse komşumuz Yunanistan’ın nüfusunun iki katı…

Onbir yıldır iki tane Yunanistan kadar öğrenciye devletimizin dağıtıp ilk gün sıraların üstüne koyduğu ders kitapları, bu sene nazara geldi sanırım. Çoğu okulumuzda çocuklarımız eksik kitaplarla eğitime başlarken, kitaplar bazı okullara hiç uğramamış bile…

Görüştüğüm bir eğitimci; sayın bakanımızın bu konudan haberi olmayabilir. Genelde sorun bildiren okullar pek sevilmez, Ben sana söylüyorum, sen bizim adımıza bu sorunu yaz” diye ricada bulundu.

Eminim, onbir yıldır düzenli olarak işleyip de bu yıl nazara gelen kitap dağıtımı önümüzdeki hafta düzelecektir.

Keşke bu aksaklık hiç olmasaydı, yıllardır olduğu gibi ilk ders zili çaldığında, evlatlarımız sıranın üstünde tüm kitaplarını kucaklamış olsalardı.

Bu makale, 22.09.2018 tarihinde https://bursamedya.net/elif-yakar-goksu-yazdi-kitabim-nerede/ linkinde yayınlanmıştır.

ELİF YAKAR GÖKSU YAZDI: ZİL ÇALIYOR…

Vira…
Kendi halinde biriyim.
Doğduğum ve yaşadığım kent, Bursa’nın sıradan bir sakini.
İşim gereği, Bursa’nın nefes aldığı her yerdeyim. Bursa’da gün boyu görüyorum, kızıyorum, seviyorum…

Sadece Bursa’da mı?
Elimizdeki akıllı telefonlar bize dünyayı getiriyor.
Her olan bitenden hepimiz, o anda haberdar oluyoruz.

Şimdi bu köşede biraz da, benden haberler gelecek size.
Yaşama dokunanları sizlere anlatmaya çalışacağım.
‘Merhaba’mın ulaştığı her yere selam olsun.

Zil Çalıyor…
Okul çağında çocuğum var, birçoğunuz gibi.
Zil çalıyor evlatlarımız için. Sanırım bu yıl ceplerimiz için de çalacak.
Çocuğumu alıp biraz alışveriş yapayım dedim. Aylardır yaşadığımız “dolardı, faizdi” derken fiyatlar uçmuş girmiş. Sanırım en çok da okul ziline..

Sevgili dostum ve yıllardır okul çocuklarımızın kırtasiye ürünlerini satan sevgili Edibe Ceylan’a uğradım. “Bakalım mı fiyatlara, geçen yıldan bu yana ne olmuş” diye aklına girdim. Demez olaydım, fiyatlar almış başını gitmiş. Geçen yılın ve bu yılın fiyatları aşağıda.
Okuyun karşılaştırın, siz de göreceksiniz.

Kız öğrencilerimiz kırtasiyede daha bir süslü isterlermiş, tüylü kalemler pembe ve kırmızı ağırlıklı çantalar kalem kutular… Öyle olunca da fiyatlar biraz daha çıkıyormuş.
İyi ki, erkek çocuklarının sevdiği bir iki kahramanın olduğu kırtasiye ürünleri dışında fazla seçenekleri yok. Daha makul fiyatlar söz konusu.

Sevgili Edibe Ceylan uyardı beni; lisanslı ürün ve pazar malı denen ürünler varmış. Aman ha, lisansız ürünler içindeki kimyasallar nedeniyle çocuklarımızın sağlığını bozabiliyor, hatta kansere bile yol açabiliyor.

Formaları soramadım bile. O iş okulların anlaşma yaptığı firmaların vicdanına kalmış.

Ne diyelim, okutacağız evlatlarımız, bunun için de çok çalışacağız.
                                        2017                                 2018 
Kurşun kalem                    1,00 TL.                             1,50 TL.
Kırmızı Kalem                    1,50 TL.                             2,00 TL.
Silgi                                  1,00 TL.                             1,50 TL.
Çizgili defter                      1,00 TL.                             1,50 TL.
Kareli defter                      1,00 TL.                             1,50 TL.
Çizgisiz kağıt                     0.05 TL.                             0,10 TL.
Resim defteri                     1,25 TL.                             1,75 TL.
Abaküs                             5,00 TL.                             10,00 TL.
Sayı çubuğu                      1,00 TL.                             2,00 TL
Kuru boya                         5,00 TL.                             7,50 TL.
Sulu boya                         6,00 TL.                             9,50 TL.
Resim önlüğü                  10,00 TL.                           12,50 TL.
Çanta                             30,00 TL.                           50,00 TL.

Bu makale, 15.09.2018 tarihinde https://bursamedya.net/elif-yakar-goksu-yazdi-zil-caliyor/ linkinde yayınlanmıştır.

13 Ekim 2018 Cumartesi

Sesimi Duyan Var mı?


O felaket günlerinin çığlığıydı, 99 Depremi’nde sembol olmuştu. Enkaz altından gelecek sesleri yakalamaya çalışıyorduk.

Çok zaman geçti, üzerinden.
Birbirimizi duymanın daha güzel, daha kolay yolları çıktı önümüze.
Öyle bir zamana geldik ki, her anımız bir başkasının bilgisinde.
Biliyoruz, ama duyuyor muyuz?

Sosyal medyada, whatsappda, orada-burada yazıyoruz, dinliyoruz...
İletişim yöntemleri yoğunlaşsa da, kolaylaşsa da, söylediklerimizin ömrü bir saat, belki üç-dört saat.
Kalıcı olsun dedim, söyleyeceklerim.

Adettendir, sıradan bir Türkiye insanını az da olsa tanıştırmak gerek...
Bu güzel ülkenin, huzur ve sükunet coğrafyası Bursa’da doğdum ve hep oradaydım.
İki erkek evladı yetiştirmeye çalışıyorum.
Organik gıda üretip satıyorum.

Doğma-büyüme aynı kentte olunca, yıllarını geçirince; o kentin bir parçası oluyor insan.
Ben de öyle. Bursa’nın nefes aldığı her yerdeyim.
Görüyorum, kızıyorum, seviniyor ve yaşıyorum gün boyu.
Dilim dönerse, yaşama, yaşamıma dokunanları anlatacağım sizlere…