16 Şubat 2019 Cumartesi

Doğanın Ritmi

90’lı yıllardan biri. Nisan başları olmalı. Ramazan başlayalı birkaç gün olmuş. Midenin ve gözün aç olduğu günler. Alışverişteyiz annemle, semt pazarında.

Küçük poşetlerde taze yeşil biberler var tezgahın üzerinde.
Annemi çekiştirip “alalım anne, lütfen” diye ısrar ediyorum.
Annemin tepkisi net; “yenmez onlar, safra yapar, daha mevsimi değil…" 

Bu yıl, Şubat…
Marketleri, pazarları dolaşıyorum.
Domates, biber, patlıcan, kabak, taze fasulye, bütün yaz sebzeleri raflarda, tezgahlarda.
Tabii hepsi sera ürünü ve bol şekilde hormondan nasibini almış.
Ve fiyatlarından yakınıp duruyoruz bu sebzelerin; “domates pahalı, patlıcan pahalı, yok tanzim satışları…” 

Neden yaz sebzelerini, her mevsim ister olduk?
Neden “zamanında, yerinde” gibi kavramları bu denli hızlı kaybettik?

Parası, pahalılığı bir yana, grip olur gibi kanser olmaya başladık.
Midelerimiz doysa da, gözümüzü doyuramadık, farkında değil miyiz?

Kendinizden vazgeçin, peki...
Ama lütfen çocuklarımıza sebzeyi, meyveyi doğanın o muhteşem ritminde sunalım. 

10 Şubat 2019 Pazar

Oğlum

Seni kucağıma aldığım gün bugün… 
Seni ilk gördüğümde, gözlerime hücum eden sevinç gözyaşlarının üzerinden tam 13 sene geçti.

Dünyaya gelişin bana Rabbimin en büyük mucizesi oldu, seninle geçen her anım için sonsuz şükür doluyum Rabbime..
Umut ediyorum ki sen de benimle birlikte olduğun için mutlusundur.

Yüreğimden düşenleri yazmak istedim, şimdi anlamasan da ileride okuduğunda belki daha iyi anlarsın duygularımı...

Oğlum,

Merhametli ol, adil ol, yüreğinden merhamet ve adalet duygusu hiç eksilmesin. Düşeni kaldır, muhtaç olanın yanında ol, insanlardan yardımını esirgeme…

Saygılı ol oğlum. Sadece senden büyüklere değil, küçüklerine de, sevdiklerin kadar sevmediklerine de…

Hoşgörülü ol, senin gibi düşünmeyene de, seninle aynı inancı paylaşmayan, aynı dünya görüşüne sahip olmayana da tahammüllü ol.

Sevgi dolu ol oğlum, çok sev… Sevdiğini belli et; sevdiğini söylemekten sakın çekinme. Sevdiklerinle doyasıya zaman geçir, çünkü hayat akıp gidiyor.

Ruhunu kinle, nefretle, besleme. Bu duygular insanın kalbini karartır, içten içe çürütür. Yüreğinin bu hislerin ağırlığıyla ezilmesine izin verme… 


Kimseyi küçümseme, hakir görme.  İleride sana sınıf ayrılıklarından, üstünlükten bahsedenlere kulak asma. İnsanların milletlerine, mesleklerine, cebindeki paralarına, makamlarına secde etme. Üstün insan olmak, erdemli olmakla mümkündür, bunu sakın unutma… 

Dua et oğlum… Şükür sahibi ol, hayatta sahip olduğun bütün güzellikler için şükret. Yüzünü Rabbine geçirmekten hiçbir zaman vazgeçme… Kimsede bulamadığın huzuru, O’nda bulacaksın…

Şükretmek için elindekileri kaybetmeyi bekleme oğlum…

Çok çalış! Emeğini ortaya koyarak yaptığın işin keyfini hiçbir yerde bulamazsın. Sadece para kazanmak için değil; sevdiğin işi yapabilmek, üretebilmek, kendine ve başkalarına faydalı olabilmek için çalış…

Mutluluğu, büyük şartlara sahip olmakta arama. 

İnsanları sev çok değer ver. Senden zayıf olanlara fiziksel kuvvetini asla kullanma... Şefkatli, sevecen bir adam olmak, seni zayıf bir erkek yapmaz; aksine sağlam karakterli, güçlü bir erkek yapar…

Ömür boyu birlikte olmak istediğin bir eş seç kendine, onu sev, koru, kolla… Bir aile kurmak, hele ki bir çocuk sahibi olmak, biz insanlara bahşedilen en büyük nimet...

Canım oğlum,

Yaşın kaç olursa olsun, sana her zaman saygı duyacağım… Görünmez bir elim her daim senin üzerinde olacak.

Birlikte geçirmeyi dilediğim nice güzel, sağlıklı, huzur dolu yılların olsun oğlum. 


Vicdanlarımız engelli…

"16 .. 245, 16 .. 487 plakalı araç sahipleri derhal araçlarınızın başına"
Hastanede yankılanan bu anonsların sebebi benim.

Yılın son günü.
Bursa Şevket Yılmaz Hastanesi’ndeyim.
Otoparkın önünden geçiyorum.
Engelli kardeşlerimize ayrılan otopark tıkabasa dolu.
Belli ki, bedensel engeli olmayan, ama vicdanları engelli kimileri gelip park etmişler.

Tevafuk, o anda engelli bir sürücüyü görüyorum.
Park yeri bulamayıp, hastane dışında, uzaktaki bir ücretli otoparka doğru yönelmek zorunda kaldı.

Aralarında koyu muhabbete dalmış güvenlik görevlilerinin yanına gittim. Gördüğümü anlattım ve görevlerini hatırlattım.
Yanıt hep bildik makamda; “uyarıyoruz, ama kimse bizi dinlemiyor ki…” 

Çareyi polisi aramakta buluyorum sessizce.
Polisimize bravo, ilgili bir ses; “merak etmeyin, gereğini derhal yapacağız.” 

Hastamı ziyaret ederken, anonslar hastane içinde yankılanmaya başladı.
İşim bitti, çıktım hastaneden.
Engelli otoparkının önünden geçerken baktım yeniden; araçların modelleri, plakaları değişmiş, plakasında engelli aracı olduğunu gösteren araçlar park etmişti.

Bu arada, koyu muhabbette olan güvenlik görevlileri mi?
Muhabbet daha da koyulaşmış, ellerindeki çayın dibine vurmuşlardı.